Her bir fotoğraf makinesi, küçük birer karanlık odadır. Fotoğrafın icadı için en önemli adımların başında gelen karanlık oda deneyi şöyle gerçekleştirilir: Karanlık bir odanın (camera obscura) bir duvarındaki delikten (pinhole) sızan ışık, tam karşı duvarda ışığın doğrusallığı nedeniyle dışarıdaki görüntünün tepe üstü ters bir yansımasını oluşturur. Oluşan ters görüntünün kaydedilmesi bir fotoğraf elde etmek için geriye kalan tek iştir. Bu görüntünün bir ânını kaydederseniz fotoğraf, çok sayıda ânını kaydeder ve bir hareket illüzyonu oluşturacak şekilde gösterirseniz sinema yapmış olursunuz.
Başlangıçta, oluşan bu ters görüntünün kaydedilmesi için pahalı ve kullanışsız pek çok yöntem denense de nihayetinde en yaygınlaşan yöntem ışığa duyarlı film ya da fotoğraf kâğıdı kullanmak oldu. Bu malzemeler, yansıyan ışığın izini zamana yenik düşmeden ışıksız ortamda yapılan bazı kimyasal müdahalelerin ardından kendi üzerinde saklayabiliyordu. Çeşit çeşit film ve fotoğraf kâğıdı üretildi ve bunların içinden en yaygın kullanılan 35mm film oldu. 35mm filmler pratikti, az yer kaplıyordu ve oldukça net fotoğrafların elde edilmesi için yapısı elverişliydi. 
35mm filmler kendi aralarında siyah beyaz ve renkli olarak ikiye ayrılır, ASA değerlerine göre çeşitlenirler. ASA değeri, filmin ışığa olan duyarlılığını söyler. Örneğin 100 ASA bir film gün ışığında fotoğraf çekmek için uygunken az ışıklı bir ortam için yeterli hassasiyette değildir. Akşamüzeri bir fotoğraf çekimi yapmanız gerekiyorsa 800 ASA bir film kullanmanız önerilir. ASA değeri arttıkça bununla doğru orantılı bir handikap sizi rahatsız edecektir, ona da “noise” yani “gürültü” diyoruz. Fotoğraflarda kumlanmalara sebep olan yüksek ASA değeri, benzetecek olursak, filmin içinde yer alan büyük büyük kovaları ifade eder diyebiliriz. Bu kovalar ne kadar büyük olursa içinde o kadar fazla ışık saklayabilir ama bir o kadar da görünür olur ve fotoğrafa uzaktan bakıldığında kum tanecikleri gibi göze batmaya başlar. Ne kadar küçük olursa içerisinde o kadar az ışık saklar ve fotoğrafta da gizlenmeyi başarabilir, bu da kumlanmanın önüne geçer. 
Filmli fotoğrafçılıkta ASA, filmin ışığa olan hassasiyetini ifade ederken dijital fotoğrafçılıkta daha çok ISO terimi kullanılır ve bu sefer sensorun ışığa olan duyarlılığını ifade eder. Dijital fotoğraf makinelerinde sensorun ışığa karşı hassasiyeti değiştirilebilirken filmler, imal edildiği ASA değerinde sabittir, bu sebeple fotoğraf makinesi üzerinden bu ayar değiştirilmez. Farklı ASA değerinde fotoğraflar çekmek için makinedeki filmi değiştirmek gerekir. 
Işığın, algılayıcı üzerine yansıması tek başına fotoğrafın oluşumu için yeterli değildir. Fotoğraf makinelerinde, ışığın algılayıcı üzerine nasıl ve ne süreyle düşeceğini belirleyebildiğimiz iki ayar daha bulunur. Bunlardan biri diyafram, diğeri ise enstantane, perde hızı ya da obtüratör ayarı olarak isimlendirilir. Bu ayarların detaylarına değinmeden önce fotoğraf makinelerinin yapılarından ve türlerinden bahsetmek daha doğru olur. 
35mm filmlerin kullanımının yaygınlaşmasının ardından, bu filmleri kullanabileceğimiz çeşitli fotoğraf makineleri üretildi ve öne çıkan iki model oldu. Bunlardan biri sabit lensli kompakt makineler, diğeri de SLR adı verilen değiştirilebilir lensli fotoğraf makineleriydi. 
Sabit lensli kompakt fotoğraf makinelerinin görüş açısı da sabittir ve genellikle geniş açılı bir görüş açısına sahiplerdir. Değiştirilebilir lensli SLR fotoğraf makinelerinde dilediğiniz görüş açısına sahip pek çok objektifi kullanabilirsiniz. Bu imkân kadraj ve kompozisyon yaparken size bir özgürlük sağlayacaktır. 
Objektifler odak uzaklıklarına bağlı olarak geniş, dar ve standart görüş açılı olmak üzere üçe ayrılır diyebiliriz. Odak uzaklığı, bir objektifin içerisinde ışığın merceklerle kırılıp kesiştiği noktayla algılayıcı arasındaki mesafedir ve genellikle mm cinsiyle ölçülür. Buna göre lensleri şöyle kategorize edebiliriz: 16mm-46mm aralığı geniş açılı lensler, 50mm-85mm aralığı standart açılı lensler, 100mm-800mm aralığı dar açılı lenslerdir. Daha geniş açılı lensler  (8mm-16mm) balık gözü olarak tanımlanırken dar açılı lensler aynı zamanda telefoto lens olarak isimlendirilir. Tüm bunların yanı sıra değişken odak uzaklığına sahip lensler de üretilmiştir ve zum lens olarak tanımlanırlar. Tilt-shift, macro vs. gibi lenslerin yeteneklerine göre burada değinmediğimiz farklı türler de bulunur. 
Odak uzaklığı aynı zamanda alan derinliğini de etkiler. Geniş açılı bir lens, telefoto bir lense göre çok daha geniş bir net alan sunar. Standart ya da telefoto bir lensin net alan derinliği, geniş açılı bir objektife göre çok daha sığdır. 
Alan derinliği, fotoğrafta netlenen konunun arka veya ön planında kalan kısmın flu çıkma oranını ifade eder ve konunun fotoğraf makinesine olan uzaklığına göre de değişkenlik gösterir. Aynı ayarlarda iki metre uzağınızdaki bir konuyu ve yirmi metre uzağınızdaki bir konuyu çekerseniz, iki metre uzağınızdaki konunun arka ve ön planı bulanıklaşırken yirmi metre uzağınızdaki konunun arka planı da net çıkacaktır. Uzaklık, net alanı artırır. 
Sabit lensli kompakt ya da değiştirilebilir lensli SLR fotoğraf makinelerinde lens üzerinden diyafram ayarı yapılmasına imkân verilir. Diyafram ayarı, objektifin içerisinden geçecek olan ışık miktarını içerisindeki bir mekanizmanın yardımıyla gözbebeğinin küçülüp büyümesine benzer şekilde artırma ya da azaltma yeteneğine sahiptir ve bunu ölçen değer f-stop olarak adlandırılır. Örneğin f/1.8 açık bir diyaframı ifade ederken f/22 kısık bir diyaframı ifade eder. Diyafram, aynı zamanda yukarıda bahsettiğimiz alan derinliğine de etki eder. Açık diyaframla çekilen fotoğraflarda alan derinliği sığdır. Örneğin bir portre fotoğrafını açık diyaframla çekerek, arka planı bulanıklaştırarak konuyu öne çıkarabilirsiniz. Ancak bir manzara fotoğrafında her yerin net çıkmasını isteyeceğiniz için daha kısık bir diyafram tercih edersiniz.
Doğru pozlama, fotoğrafın doğru aydınlatılması anlamına gelir ve buna ulaşabilmek için ışık miktarını diyafram yardımıyla düzenleyebileceğinizden ve ASA ile de (dijitalde ISO) ışığa duyarlı yüzeyin hassasiyetini artırıp azaltabileceğinizden bahsettik. Ancak bu iki ayar fotoğraf çekmek için yeterli değildir. Üçüncü ve önemli bir ayarı daha yapmamız gerekir. Bu ayar; enstantane, obtüratör ya da perde hızı olarak isimlendirilir. Siz deklanşöre bastığınızda, mercekle algılayıcı arasında duran ve bu sayede içeriyi karanlık tutan perde kısa bir süre açılıp kapanır. Enstantane, bu açılma ve kapanma arasındaki süreyi ifade eder ve 1/… şeklinde yazılır. 1/1 enstantane bir saniyeyi ifade eder. 1/1000 enstantane, saniyenin binde biri kadar bir sürede perdenin açılıp kapandığı anlamına gelir. Perdenin açık kalma süresi, içeriye giren ışığın miktarını belirleyen bir diğer faktördür. Dolayısıyla fotoğrafın parlaklığını etkiler. Aynı zamanda enstantane fotoğrafın hızını da belirlediği için örneğin koşan bir ceylanı fotoğraflamak isterseniz hızlı bir enstantane, gece yıldızların hareketlerini göstermek isterseniz yavaş hatta uzun bir enstantane tercih edersiniz.
ISO, diyafram ve enstantane ayarları fotoğrafın pozlanmasını doğrudan etkileyen üç temel ayardır. Tüm bu adımları güncel fotoğraf makineleri kendi de otomatik ayarlarda gerçekleştirebilir. Biz deklanşöre bastığımızda; önce pozometre adı verilen bir aygıt ışığın miktarını tespit eder, buna göre diyaframı belirler ve ardından enstantane perdesini kaldırır, ışık algılayıcıya ulaşır ve enstantane perdesi yeniden kapandığında fotoğraf artık tamamlanmıştır. Güncel teknolojiyle birlikte fotoğraf çekme kabiliyeti olan neredeyse tüm aygıtlar pozlama ayarlarını kendi yapabilir.
Fotoğraf makineleri geliştikçe mekanik süreçler de azalıyor. Vizöre görüntünün ulaşmasını sağlayan aynanın kaldırılıp vizör alanına küçük dijital ekranların konulmasıyla başlayan bir eksiltme, aynasız fotoğraf makinelerini doğurdu. Telefon kameralarında enstantane perdesi de yer almıyor. Tüm bunlar olmadan ve tüm bunları bilmeden de fotoğraf çekmek mümkün. Ancak anlamlı bir fotoğrafa ulaşabilmek için konu ve kompozisyon ne kadar önemliyse, teknik prosese dair bilgi sahibi olmak da bir o kadar önemli. Teknik bilginin, konuya olan yaklaşımı ve kompozisyonu belirlemede en etkili unsur olduğunu unutmamak gerekir.